“`html
Güven Sorunu Nedir ve Neden Bu Kadar Yaygın?
Partnerinizin telefonuna her bakışınızda içiniz burkuluyor mu? Gece eve geç geldiğinde aklınızdan bin bir senaryo geçiyor mu? Ya da tam tersi: Sevgiliniz sizin her adımınızı sorguluyor, arkadaşlarınızla görüşmenize tahammül edemiyor mu?
İşte tam da bundan bahsediyoruz. Güven sorunu, hayatımızın en kırılgan yerlerinden biri. Son yıllarda çift terapistlerinin ofislerindeki en sık duyulan şikayetlerden biri haline geldi. Yapılan araştırmalar, uzun süreli ilişkilerdeki çiftlerin yaklaşık yüzde 60’ının bir dönem ciddi güven krizleri yaşadığını gösteriyor. Yani sen ya da partneriniz bunu hissediyorsanız, kendinizi anormal hissetmenize gerek yok.
Peki bu kadar yaygın olmasının nedeni ne? Çünkü güven, tıpkı cam bir vazo gibi kırılması kolay ama yapıştırması zor bir şey. Bir kere çatlak düştü mü, o iz hep orada kalıyor. Üstelik sosyal medya çağında yaşıyoruz – eski sevgililer bir tık uzağınızda, her beğeni bir soruya, her geç gelen mesaj bir şüpheye dönüşebiliyor.
Ama şunu da belirtmeliyim: Güven sorunu yaşamak utanılacak bir durum değil. Aksine, fark etmiş olmanız bile önemli bir adım. Çünkü görmezden gelinen güven sorunları zamanla ilişkiyi kemiren sessiz bir zehir gibi çalışıyor. İyi haber şu ki, bu durum ele alınabilir ve onarılabilir.
Güven Sorununa Neden Olan 6 Temel Faktör
Çoğu kişi güven sorununu sadece aldatılma ile ilişkilendirir. Oysa bu,빙山ın sadece görünen kısmı. Terapistlerin en sık gözlemlediği gerçek şu: Güven sorununun kökleri çoğu zaman şimdiki ilişkiden çok daha eskilere, hatta çocukluğa uzanıyor.
Çocukluk travmaları bunda büyük rol oynuyor. Küçükken ailenizde tutarsız davranışlar gördüyseniz – mesela babanız bir gün çok sevecen, ertesi gün uzak ve soğuksa – yetişkinlikte insanların sözlerine güvenmekte zorlanabilirsiniz. Beyin, “İnsanlar değişir, bugün sevse yarın terk eder” diye kodluyor bu deneyimi.
Anne-baba ilişkisinin kalitesi de bambaşka bir faktör. Annenizin babanıza sürekli şüpheyle yaklaştığını gördüyseniz, bunu normal bir ilişki dinamiği olarak içselleştirmiş olabilirsiniz. Veya tam tersi: Anneniz aldatılmış ve bunu saklamaya çalışmışsa, “kimseye güvenme” mesajını almış olabilirsiniz.
Geçmiş ilişkilerdeki yaralanmalar – bunu birazdan detaylı açıklayacağım ama kısaca söylemek gerekirse, eski partnerinizin yarattığı acıyı yeni partnerinizden çıkarma eğilimindeyiz. Yani hesap başka, tahsilat başka yerden.
Bağlanma stilleri konusu da çok kritik. Bebekken bakım vereninizle kurduğunuz ilişki, yetişkinlikteki romantik ilişkilerinizin şablonunu oluşturuyor. Kaygılı bağlananlar sürekli terk edilme korkusu yaşarken, kaçınan bağlananlar yakınlıktan korkar ve güven kurmakta zorlanır.
Kişilik özellikleri de görmezden gelinemez. Anksiyete bozukluğu olan birinin ilişkide de kaygılı olması muhtemel. Ya da obsesif düşünme eğilimi varsa, partnerinin en masum davranışını bile saatlerce analiz edebiliyor. Bu, güven sorunu gibi görünse de aslında altta yatan başka bir durum olabiliyor.
Son olarak sosyal medyanın etkisini es geçmeyelim. İnstagram hikayelerinde görünen eski sevgili, WhatsApp’ta “çevrimiçi” yazısının yarattığı merak, Tinder’da hala aktif olan profil… Bunlar eskiden yoktu. Şimdi ise ilişkilerde güven kurmak, bir minada yürümek gibi hissettiriyor insanlara.
Geçmiş İlişkilerin Yeni İlişkilere Etkisi
Beyniniz sizi korumak için çalışır. Harika bir şey aslında bu, ama bazen aşırıya kaçabiliyor. Nasıl mı? Şöyle düşünün: Eski sevgiliniz mesajlara geç cevap verirdi, siz de bunun normal olduğunu düşünürdünüz. Sonra bir gün başka biriyle olduğunu öğrendiniz. Beyin bu deneyimi kaydetti: “Geç mesaj = aldatma”.
Şimdi yeni bir ilişkiniz var. Partner tamamen sadık, ama işte yoğun bir gün geçirmiş ve telefonuna bakamamış. Siz ne yapıyorsunuz? Eski kaydı açıyor beyin: “Yine aynı senaryo!” diye alarm veriyor. Kalp hızlanıyor, avuç içleri terliyor, aklınız bin senaryoya gidiyor. Oysa ortada hiçbir şey yok.
Buna terapide “travma tepkisi” diyoruz. Yeni partneriniz suçsuz, ama siz eski yaranın acısını ondan çıkartıyorsunuz. Bu durum hem size hem ilişkiye zarar veriyor. Çünkü yeni partner sürekli ispat etmek zorunda kalıyor kendini – oysaki henüz hiçbir şey yapmamış.
Kendinizi burada görüyorsanız, şunu bilmeniz önemli: Bu tepki otomatik. Siz kötü niyetli değilsiniz. Sadece beyniniz sizi tekrar incinmekten korumaya çalışıyor. Ama artık fark ettiğinize göre, bu otomatik tepkiyi yavaş yavaş değiştirebilirsiniz.
Güvensiz Bağlanma Stilinin Rolü
Bağlanma teorisi kulağa çok akademik gelebilir ama aslında gayet basit bir şeyden bahsediyor: Bebekken anneniz veya babanızla kurduğunuz ilişki, büyüdüğünüzde romantik ilişkilerinizin temelini oluşturuyor.
Diyelim ki küçükken ağladığınızda bazen anneniz hemen geliyordu, bazen saatlerce gelmiyordu. Hiçbir tutarlılık yoktu. İşte bu durumda kaygılı bağlanma geliştirmiş olabilirsiniz. Şimdi yetişkinsiniz ve ilişkinizdeki en büyük korkunuz terk edilmek. Partneriniz size “Seni seviyorum” dese bile inanmakta zorlanıyorsunuz. “Ya yarın fikri değişirse?” diye düşünüyorsunuz sürekli. Bu yüzden ondan aşırı onay bekliyorsunuz, mesajlarına hemen cevap vermesini istiyorsunuz, biraz mesafe koyduğunda panik oluyorsunuz.
Bir de kaçınan bağlanma var. Anneniz duygusal olarak mesafeliyse, sizi nadiren kucaklamış, “Erkekler ağlamaz” diyerek duygularınızı bastırmışsa, siz de yetişkinlikte yakınlıktan korkar hale gelebilirsiniz. Partner size yaklaşmak istediğinde boğuluyor gibi hissediyorsunuz. “Bağımlı olmak istemiyorum” diye düşünüp geri çekiliyorsunuz. Ama bu sizin güvenmediğiniz anlamına geliyor – hem kendinize hem ona.
Her iki durumda da ortada gerçek bir güven problemi var. Ama bunun nedeni partnerinizin davranışları değil, sizin içinizde taşıdığınız eski yaralanmalar. İyi haber şu: Bağlanma stilleri değişebilir. Farkındalık ilk adım, sonrası terapi ve bilinçli çalışmayla güvenli bağlanmayı öğrenmek mümkün.
Güven Sorununun 7 Belirgin İşareti
Şimdi biraz rahatsız edici soruları sormak istiyorum. Hazır mısınız?
Partneriniz her dışarı çıktığında “Nereye gidiyorsun? Kiminle görüşüyorsun? Saat kaçta döneceksin?” diye soru yağmuruna tutuyorsanız, bu sıradan meraktan öte bir şey olabilir. Evet, sevdiğimiz kişinin ne yaptığını merak etmek normaldir. Ama bu merak, sürekli bir lokasyon sorgulama haline gelmişse, alarm zillerinin çalması gerekir.
Ya da telefonuna bakmak. Partneriniz duşa girdiğinde elinizdeki ilk iş onun telefonunu kontrol etmek mi? Sosyal medya hesaplarını, mesajlarını, beğenilerini incelemek saatlerinizi mi alıyor? Bu davranış başlangıçta “sadece emin olmak istiyorum” gibi görünse de, zamanla ilişkinin zehrini oluşturuyor. Çünkü güven yerine kontrol ikame ediliyor.
Bir başka işaret: Arkadaşlıklarına müdahale. “Onunla neden bu kadar konuşuyorsun?”, “Bu arkadaşını sevmiyorum, onunla görüşme artık” gibi cümleler kuruyorsanız, güven değil, kısıtlama yapıyorsunuz. Arada bir endişe duymak ayrı, ama partnerinizin sosyal çevresini daraltmaya çalışmak toksik bir davranış.
Sabotaj ince ince de yapılabiliyor. Mesela partneriniz iş arkadaşlarıyla yemeğe çıkacak, siz o saatlerde kavga çıkartıyorsunuz. Ya da önemli bir toplantısı var, siz onu moralini bozacak konular açıyorsunuz. Bilinçli olmayabilir bu, ama sabotaj davranışları aslında “beni bırakıp gitme” korkusunun bir yansıması.
Kıskançlık mı dediniz? Partnerinizin eski sevgililerini sorguluyorsanız, hatta yıllar önceki ilişkilerini bugün bile zihninizdeki bir tehdit gibi görüyorsanız, bu aşırı kıskançlık kategorisine giriyor. “Onu hala düşünüyor musun?” sorusu ilk seferinde anlaşılabilir, ama her hafta soruluyorsa sorun var demektir.
Geçmişi sürekli kurcalamak da benzer bir işaret. “O gece gerçekten neredeydin? Bana tam açıklamadın.” Ay önce, yıl önce olan olayları tekrar tekrar sorguluyorsanız, aslında affetmediğinizi ve ilişkiye gerçek anlamda güvenemediğinizi gösteriyor bu.
Son olarak belki de en acı olanı: Yakınlıktan kaçınma. Güven sorunu olan bazı insanlar fiziksel ve duygusal yakınlıktan çekinir. “Eğer ona çok yakın olursam, sonra beni terk ettiğinde daha çok acı çekerim” mantığıyla duvarlar örerler. Sevgilinizle derin konuşmaktan, savunmasız olmaktan kaçınıyorsanız, bu da güven eksikliğinin bir belirtisi.
Hepsinde ortak nokta ne biliyor musunuz? Normallikle rahatsızlık arasındaki çizgi. Arada merak etmek, bazen endişelenmek, bir şüphe duymak – bunların hepsi insan olmakın parçası. Ama bunlar hayatınızı ele geçiriyorsa, sürekli gergin hissediyorsanız, artık bir sorunun varlığını kabul etmek gerekiyor.
Güven Sorununu Kim Taşıyor: Kendinizi Sorgulayın
Burası biraz acıtabilir ama konuşmamız lazım. Hazır mısınız?
Partneriniz gerçekten şüpheli davranıyor mu, yoksa sizin kafanızda dönen filmler mi var? Bu soruyu sormak cesaret ister. Çünkü bazen biz mağdur olduğumuzu düşünürken, aslında kendi güvensizliğimizle ilişkiye zarar veriyor olabiliriz.
Şöyle bir test yapın: Partnerinizin şüphe uyandıran davranışlarını somut olarak listeleyebiliyor musunuz? “Hep tuhaf davranıyor” belirsiz bir şey. “Geçen Salı eve 3 saat geç geldi ve nerede olduğunu açıklamadı” somut. Eğer listenizde somut şeyler varsa ve bunlar tekrarlanıyorsa, belki gerçekten bir sorun var. Ama listeniz “Bazen telefonuna bakarken gülüyor”, “O kişiyle neden konuştu ki?” gibi şeylerle doluysa, sorun sizde olabilir.
Peki bu ne anlama geliyor? Siz kötü bir insan mısınız? Tabii ki hayır. Ama belki geçmişinizden gelen yaralar, şimdiki ilişkinizi zehirliyor. Belki eski sevgilinizin yaptıkları için yeni partnerinizi cezalandırıyorsunuz. Bu farkındalık acı verebilir ama aynı zamanda özgürleştiricidir.
Bir de şunu sormalıyız: Ya partnerinizin gerçekten toksik davranışları varsa? Çünkü bazı insanlar güven sorununu manipülasyon aracı olarak kullanır. Gaslighting dediğimiz şey tam da bu: Sizi “Sen abartıyorsun, sen paranoaksın” diyerek gördüklerinize güvenmemenizi sağlamak.
Mesela partneriniz başka biriyle mesajlaşıyor, siz bunu görüyorsunuz ve soruyorsunuz. O “Sen hayal görüyorsun, ben öyle bir şey yapmadım. Sen hasta mısın?” diyor. Sonra siz kendi aklınızdan şüphe etmeye başlıyorsunuz. İşte bu gaslighting. Kendi güven sorununuz ile birinin sizi manipüle etmesi çok farklı şeyler.
İkisini ayırt etmek için şu sorulara bakın: Çevrenizdekilere (arkadaşlarınıza, ailenize) durumu anlattığınızda onlar da “Gerçekten tuhaf bir durum” mu diyor, yoksa “Abartıyorsun bence” mi diyor? Birden fazla tarafsız kişi partnerinizi savunuyorsa, belki sorun sizde. Ama hepsi “Bu normal değil” diyorsa, belki manipüle ediliyorsunuzdur.
Sonuç olarak: Hem kendi içinize bakmanız hem de partnerinizin davranışlarını objektif değerlendirmeniz gerekiyor. Bazen ikisi birden de olabilir – hem sizin eski yaralarınız var, hem de partner bunları tetikleyen davranışlar sergiliyor. Bu durumda hem bireysel hem de çift terapisi gerekebilir.
İlişkide Güveni Yeniden İnşa Etmenin 8 Somut Adımı
Tamam, sorunu konuştuk. Şimdi çözüme gelelim. Ama şunu söylemeliyim: Bu kolay değil. Güven inşa etmek, yıkılan bir evi yeniden örmek gibi. Zaman, emek ve her iki tarafın gerçek isteği gerekiyor.
İlk adım: Kök nedeni kabul etmek. “Evet, bende güven sorunu var ve bunun kaynağı şu” demek. Bu kelimeler ağzınızdan çıkana kadar hiçbir ilerleme olmaz. Partnerinize de bunu açıkça söyleyin: “Senin bir suçun yok ama ben geçmişimden dolayı güvenmekte zorlanıyorum. Bunun üzerinde çalışmak istiyorum.” Bu cümle ilişkiyi kurtarabilir.
İkincisi: Açık iletişim protokolü kurun. Nasıl mı? Haftada bir “kontrol” görüşmesi yapın. 20-30 dakika sadece ilişki hakkında konuşun. Ama suçlamadan, saldırmadan. “Ben” diliyle konuşun: “Sen sürekli dışarı çıkıyorsun” yerine “Ben yalnız kaldığımda endişeleniyorum” deyin. Bu küçük değişiklik muazzam fark yaratır. Partneriniz saldırıya uğradığını hissetmez, empati kurabilir.
Üçüncüsü: Şeffaflık sınırlarını belirleyin. Dikkat, her şeyi paylaşmak demiyorum. “Telefonunun şifresini ver” demek şeffaflık değil, kontroldür. Şeffaflık şu demek: “Bugün eski arkadaşımla karşılaştım, sana söylemek istedim” demek. Gizli bir şey yokken bile paylaşmak. Ama bu zorlama olmamalı. İkiniz de “Hangi bilgileri paylaşmak bize iyi geliyor?” diye konuşun. Bazı çiftler telefonlarını paylaşarak rahatlar, bazıları buna gerek duymaz. Sizin ilişkinize ne uyuyorsa onu bulun.
Dördüncüsü: Küçük güven testleri. Yavaş yavaş kontrol etme ihtiyacını bırakmayı öğrenin. Bugün partneriniz dışarı çıktığında saat başı aramayın. Belki 2 saat bekleyin. Zor gelecek, içiniz kaynayacak ama dayanın. Sonra eve geldiğinde göreceksiniz ki hiçbir şey olmamış. Bu küçük deneyimler beyninize “Güvenmek güvenli” mesajı gönderir. Adım adım test sayısını artırın.
Beşincisi: Terapi desteği. Ne zaman alınmalı? Eğer ilişki sizin tek başınıza çözülemeyecek kadar hasar gördüyse. Aldatma yaşandıysa. Şiddet varsa. Travmanız çok derinse. Ya da tek başınıza denediğiniz her şey işe yaramadıysa. Çift terapisi mi bireysel terapi mi? İkisi de gerekebilir. Önce kendi bireysel yaralarınızı iyileştirmek için bireysel terapi, sonra ilişkiyi onarmak için çift terapisi.
Altıncısı: Affetme süreci. Dikkat, affetmek unutmak demek değil. “Oldu, tamam, geçti” demek de değil. Affetmek şu demek: “Olan oldu, acısını yaşadım ve artık bunu cezalandırma aracı olarak kullanmayacağım.” Partneriniz bir hata yaptıysa ve gerçekten pişmansa, bunu her kavgada yüzüne vurmayı bırakmalısınız. Yoksa affetmemişsiniz demektir.
Yedincisi: Yeni anılar inşa edin. Eski kötü anıların üzerine yeni, güzel anılar eklemelisiniz. Birlikte yeni şeyler yapın. Belki bir yolculuk, belki yeni bir hobi. Bu anılar zamanla eski acıların üzerine iyileştirici bir katman oluşturur. İlişkiniz sadece “o kötü dönem” olarak hatırlanmamalı.
Sekizincisi: Kendinizi geliştirin. Güven sorunu genellikle düşük özgüven ile el ele gelir. “Beni terk edecek çünkü yeterince iyi değilim” düşüncesi var altında. Kendinize yatırım yapın. Sporunuzu yapın, hobilerinizi geliştirin, arkadaşlarınızla vakit geçirin. Kendinize olan güveniniz arttıkça başkalarına olan güveniniz de artacak.
Her adımda şunu unutmayın: Geri dönüşler olacak. Bir gün ilerlediğinizi düşüneceksiniz, ertesi gün tekrar eski şüpheler geri gelecek. Bu normal. Önemli olan genel gidişatın yukarı yönlü olması. Sabırlı olun, hem kendinize hem partnerinize.
İletişimde ‘Güven İnşa Eden’ Cümleler vs ‘Yıkan’ Cümleler
Bazen tek bir cümle ilişkiyi kurtarabilir ya da bitirebilir. İşte size somut örnekler:
Yıkan: “Neredeydin?”
İnşa eden: “Günün nasıl geçti? Seni merak ettim.”
İlki sorgulama, ikincisi ilgi. Hissettirdiği fark görüyor musunuz?
Yıkan: “Bana yalan söylüyorsun, biliyorum.”
İnşa eden: “Ben bazı şeyleri anlamakta zorlanıyorum. Bana yardım eder misin?”
İlkinde suçlama var, ikincisinde savunmasızlık ve işbirliği talebi.
Yıkan: “Sen hep böylesin, asla değişmeyeceksin.”
İnşa eden: “Bunu tekrar yaptığında çok üzülüyorum. Birlikte nasıl çözebiliriz?”
İlki kapıları kapatır, ikincisi çözüm odaklı ve umut verir.
Yıkan: “Kim bu kız? Neden onunla konuşuyorsun?”
İnşa eden: “İş arkadaşın mı o? Onu tanımak isterim, benimle paylaşır mısın?”
İlki şüphe üzerine kurulu, ikincisi hayatına dahil olmak isteyen merak.
Yıkan: “Beni sevmiyorsun, kesin bırakacaksın.”
İnşa eden: “Bazen sevildiğime inanmakta zorlanıyorum. Bunu duyduğumda kendimi daha güvende hissediyorum.”
İlki manipülatif bir suçlama, ikincisi ihtiyacınızı net ifade etmek.
Yıkan: “Sen beni aldatıyorsun, eminim.”
İnşa eden: “Ben endişelendiğimde bunu paylaşabilir miyim? Mantıksız olsa bile?”
İlki saldırı, ikincisi kendi hislerinizin sorumluluğunu almak.
Yıkan: “Telefonunun şifresini ver, yoksa bir şey saklıyorsun.”
İnşa eden: “Güvenmekte zorlandığımı biliyorum. Bunu aşmak için ne yapabiliriz?”
İlki talep ve tehdit, ikincisi ortak problemi birlikte çözme isteği.
Farkı görüyor musunuz? “Güven İnşa Eden” cümlelerin ortak özelliği: Ben dilini kullanıyor, suçlamadan kendi hislerini ifade ediyor ve çözüm için işbirliği öneriyor. “Yıkan” cümlelerse suçluyor, genelleme yapıyor ve karşı tarafı savunmaya itiyor.
Bir hafta boyunque deneyin. Yıkan cümle kuracağınız yerde durun, bir nefes alın ve inşa eden versiyonu söyleyin. Başta yapay gelebilir ama zamanla alışkanlık haline gelir. Ve ilişkinizde muazzam bir fark yaratır.
Terapi Ne Zaman Şart Olur?
Bazen kendi başımıza çözemeyiz. Ve bunu kabul etmek zayıflık değil, olgunluktur.
Şu durumlarda terapi ertelenebilir bir seçenek değil, zorunluluktur: İlişkide fiziksel veya duygusal şiddet varsa. Partneriniz sizi itiyorsa, bağırıyorsa, aşağılıyorsa, önce güvenliğinizi sağlayın, sonra terapi düşünün. Hatta bazı durumlarda ilişkiyi bitirmek gerekebilir.
Bağımlılık varsa – alkol, uyuşturucu, kumar, seks bağımlılığı – bunlar güven sorununu katbekat artırır. Bağımlı kişi yalan söylemek zorunda kalır, ilişki kaosa döner. Bu durumda bağımlılık tedavisi ve ardından çift terapisi şart.
Eğer yaşadığınız travma çok derin ise – yani aldatılma, şiddet, büyük bir ihanet yaşadıysanız ve bunun üzerinden aylar geçmesine rağmen hala her gün ağlıyor, uyuyamıyor, panik atak geçiriyorsanız – bu PTSD belirtileri olabilir. Kendi başınıza bu travmayı işlemek çok zor. Travma terapisti görmeniz gerekir.
İlişki tamamen toksikleşmişse, yani artık konuşmalarınız hep kavgaya dönüyorsa, birbirinize saygınız kalmadıysa, aynı odada bulunmak bile işkence gibi geliyorsa, bir profesyonelin arabuluculuğuna ihtiyacınız var. Bazen çiftler o kadar içine gömülür ki sorunun, dışarıdan bir göz gerekir.
Fiziksel belirtiler başladıysa – sürekli baş ağrısı, mide problemleri, uyku bozuklukları, panik ataklar – bedeniniz size “Yeter artık, yardım al” diyor demektir. Stres uzun süre devam ederse bağışıklık sisteminiz zayıflar, hastalıklara açık hale gelirsiniz.
Peki çift terapisi mi, bireysel terapi mi? İşte fark: Bireysel terapi, kendi yaralarınızla yüzleşmek için. Eğer güven sorununuzun kökeninde çocukluk travmaları, geçmiş ilişkiler veya kişilik özellikleri varsa, önce bunu tek başınıza çalışmanız gerekir. Terapist sizinle sadece sizin hikayenize odaklanır.
Çift terapisi ise ilişkideki dinamikleri çözmek için. İletişim problemleriniz, çatışma çözme becerileriniz, birbirinize gösterdiğiniz davranış kalıpları üzerine çalışırsınız. Terapist tarafsız bir hakem gibidir, iki tarafı da dinler ve arabuluculuk yapar.
İdeali ikisini birlikte yapmak. Önce bireysel terapiyle kendi meselelerin üzerine gitmek, ardından çift terapisiyle ilişkinizi sağlıklı temeller üzerine kurmak. Ama bütçeniz kısıtlıysa, önceliği en acil olana verin.
Son söz: Terapi almak utanılacak bir şey değil. Aksine, “Ben bu ilişkiye değer veriyorum ve onu kurtarmak için elinden geleni yapacağım” demenin en güçlü yolu. Dişiniz ağrıdığında dişçiye gidiyorsunuz, ilişkiniz ağrıdığında da terapiste gitmek aynı mantık. Normalleştirin bunu.
Eğer partner terapi teklifini reddediyorsa, en azından siz kendiniz gidin. Bazen bir kişinin değişimi bile ilişkide büyük farklar yaratır. Kim bilir, belki sizin değişiminiz onu da cesaretlendirir.
Güven sorunu zor bir mesele. Ama imkansız değil. Bu satırları okuduğunuza göre çözüm arıyorsunuz demektir. Ve bu, işin en önemli kısmı. Umarım kendinize ve ilişkinize yeniden güvenmeyi öğrenirsiniz. Çünkü güvenle kurulan ilişkilerin verdiği huzur, her zorluğa değer.
“`